Anlamı
1) sürgün çıkmaya başlamak:
'O sene ise buğday ekmişler, tam filiz verecekken Sakarya taşmış, yirmi gün çekilmemişti.' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. ortaya çıkmak:
'Ama bu arada hiç akıllarda olmayan bir sıkıntı filiz vermişti.' -A. Kulin.
Detaylı Açıklama
Filiz vermek, birinci anlamıyla sürgün çıkmaya başlamak, ikinci anlamıyla da mecazen yeni bir şeyin belirmesi ve ortaya çıkması demektir. Kaynak örneklerde hem buğdayın filiz vermesi hem de hiç beklenmeyen bir sıkıntının filiz vermesi yer aldığı için, deyimin gerçek ve mecaz alanı çok açık biçimde görülür. Burada ortak düşünce, daha önce görünmeyen bir başlangıcın yüzeye çıkmasıdır. Bu başlangıç bazen umut verici, bazen kaygı verici olabilir. Deyimin gücü, doğadaki büyüme hareketini soyut gelişmelere de taşıyabilmesindedir. Bu yüzden tarım, duygu, fikir, sorun ve ilişki anlatılarında çok verimli bir kullanımı vardır. Başlangıcı görünür kılan canlı bir deyimdir. Küçük işaretlerin büyüme potansiyeli de bu sözle duyulur.
Örnek Cümleler
- Yağmurdan sonra tarladaki tohumlar birkaç günde filiz verdi.
- Eski tartışmanın yeniden filiz vermesi herkesi tedirgin etti.
- Uzun sessizlikten sonra içindeki yazma isteği yeniden filiz verdi.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
İkisinde de ortak olan şey, görünmeyen bir başlangıcın yüzeye çıkmasıdır. Toprakta sürgün belirdiğinde de, duyguda ya da sorunda yeni kıpırdanma başladığında da aynı fiil kullanılabilir.
Çünkü filiz verme, yalnız iyi şeylerin başlangıcı değildir; bir kaygı, kırgınlık ya da sorun da yeniden filiz verebilir. Deyim, yönü değil belirmeyi öne çıkarır. Böylece hem umut hem kaygı alanına açılır.
Tarım, duygu, ilişki, sanat, umut ve kriz anlatılarında çok sık duyulur. Ortak yön, henüz küçük ama büyümeye açık bir başlangıcın fark edilmesidir. Deyimin canlılığı da bu büyüme ihtimalinden gelir.