Anlamı
1) çamaşır rengi solmak; 2) neşe, canlılık veya değişiklik kazandırmak:
'Bembeyaz bulutlar kırmızılaştı / Sonra yavaş yavaş deminki renksiz / Göklere renk veren bir ziya taştı / Açılırken hülyalı enginlere biz' -N. Hikmet. 3) açık etmek:
'O fırsatta onu yererek göze girmeye çalışan birkaç tıynetsiz dalkavuk da elbet renk verdiler.' -A. Kabaklı.
Detaylı Açıklama
Renk vermek deyimi üç yakın anlam taşır. Birincisi somut anlamıyla bir çamaşırın yıkamada rengini bırakması, başka bir nesneyi boyaması; ikincisi mecazi anlamıyla bir ortama neşe, canlılık, değişiklik kazandırma; üçüncüsü ise bir kimsenin farkında olmadan bir sırrı, bir niyetini açık etmesi. Söz çok katmanlı bir kalıptır. Beyaz çamaşırlara renk veren yeni boyalı tişört, monoton bir ofis ortamına neşe veren genç bir çalışan, planlanan bir sürpriz partide arkadaşına farkında olmadan renk veren biri, yemeğe canlılık veren rengarenk salata tipik örneklerdir. Sözün her üç anlamı da bağlama göre netleşir. Halk dili tek bir kalıpla farklı alanlardan üç deneyimi birleştirir; dilin esnekliğini gösteren güzel bir örnektir.
Renk Vermek (katmak) Cümle İçinde Nasıl Kullanılır?
- Bembeyaz bulutlar kırmızılaştı sonra yavaş yavaş deminki renksiz göklere renk veren bir ziya taştı diyen şair gün doğumunu lirik biçimde aktarıyordu.
- O fırsatta onu yererek göze girmeye çalışan birkaç tıynetsiz dalkavuk da elbet renk verdiler diyen yazar dalkavukluğun sırrı açığa çıkarışını eleştirel bir tonla aktarıyordu.
- Yeni gelen genç çalışan ofise renk verdi, takım sohbetleri canlandı, öğle aralarında ortak etkinlikler planlanmaya başladı.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Üç anlam da etki bırakmak temel fikrine bağlanır. Bir nesne başka bir nesneye boyasını verir, bir kişi bir ortama enerjisini verir, bir kişi farkında olmadan bilgisini verir. Halk dili aynı renk vermek imgesini bu üç farklı verme eylemine genişletmiş; dilin esnekliğini güzel bir örnekle göstermiştir.
Üçüncü anlam, yani bir sırrı ya da niyeti açık etme bağlamında söz olumsuz bir tona bürünür. Konuşan kişi bir kişinin istemeden kendini ele verdiğini, gizli kalması gereken bir şeyi farkında olmadan açtığını anlatır. Bu kullanımda hafif bir eleştiri ve uyarı vardır.
Nazım Hikmet gibi şairler bu kalıbı doğa tasvirinde renk veren bir ışık gibi şiirsel imgelerle kullanır. Ahmet Kabaklı gibi yazarlar ise sırrı açık eden insanları eleştirmek için kullanır. Söz her bağlama uyum sağlayarak edebî dilin esnek bir aracı olur; pek çok yazarın diline yerleşmiştir.