Anlamı
1) hastalık geçmek, bulaşmak:
'Valinin hızı ve coşkusu, yanındakilere de bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet ediyordu.' -A. Kulin. 2) mec. yayılmak, dağılmak:
'Bu dedikodular bizim eve bile sirayet etti.' -A. Gündüz.
Detaylı Açıklama
Sirayet etmek iki anlamda kullanılır. Birincisinde bir hastalığın bir kişiden başka birine geçmesi, bulaşması söz konusudur. İkincisinde ise mecazi olarak bir duygunun, fikrin, davranışın ya da dedikodunun yayılması, başkalarına aktarılması anlatılır. Sirayet, Arapça kökenli olup bulaşma ve geçiş demektir. Bir yöneticinin çalışma temposunun ekibin tamamına geçmesi ya da mahallede başlayan bir dedikodunun eve kadar ulaşması, iki anlamın tipik kullanımlarıdır. Kalıp, hem hastalık bulaşmasını hem de sosyal ve duygusal yayılışı aynı geçiş imgesiyle anlatır. Mecazi kullanımda yayılan şeyin olumlu mu olumsuz mu olduğu bağlama göre belirginleşir; bir coşku da bir gerilim de sirayet edebilir. Bu yönüyle söz, bir şeyin çevreye adım adım bulaşıp genişlemesini tek bir kavramla karşılar.
Sirayet Etmek Cümle İçinde Nasıl Kullanılır?
- Yöneticinin yorulmak bilmeyen çalışma temposu, kısa sürede bütün ekibin geneline sirayet etti.
- Mahallede başlayan bu dedikodular kısa sürede bizim eve bile sirayet etti.
- Bir grip salgınının okula sirayet etmesi tüm sınıfların eğitime ara vermesine yol açtı.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Söz tıbbi bağlamda hastalık bulaşmasını, sosyal bağlamda ise duygu, fikir ve davranış yayılmasını ifade eder. Halk dili somut tıbbi kavramı soyut sosyal yayılışa metafor yapmıştır.
Sirayet Arapça kökenli bir kelimedir; bulaşma, geçiş ve yayılma anlamlarını taşır. Türkçeye Osmanlıca yoluyla girmiş ve hem tıp hem de gündelik dilin yerleşik kavramlarından biri olmuştur.
Modern bağlamda söz salgın kontrolü, sosyal medyada viral yayılma ve toplu duygu aktarımı gibi durumlarla anılır. Bir hastalığın ya da bir düşüncenin çevreye yayılışını aynı imgeyle anlatır.