Anlamı
1) ağrı, sızı duymak: Ameliyattan sonra çok acı çekti. 2) mec. üzülmek, üzüntü içinde kalmak:
'Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.
Detaylı Açıklama
Acı çekmek, bedende duyulan ağrıyı da derin bir üzüntü içinde kalmayı da anlatır. Bir yara, hastalık ya da yorgunluk yüzünden acı çekilebileceği gibi; kayıp, ayrılık, pişmanlık ve haksızlık yüzünden de çekilir. Kalıbın gücü, bedenle gönlü aynı sözcükte buluşturmasından gelir. Bazı acılar dışarıdan görülür, bazıları içeride sessizce sürer; deyim ikisini de karşılar. Çekmek fiili acıyı taşınan bir yük gibi gösterir: kişi onu seçmez, bir süre sırtında taşır. Söylendiğinde kişinin yalnızca zorlandığı değil, o durumu bizzat yaşadığı anlaşılır; anlatan da dinleyenden bir anlayış bekler. Hastalık, yas, ayrılık ve haksızlık anlatılırken başka bir söz aramaya çoğu kez gerek kalmaz. Edebiyatta ve gündelik konuşmada aynı biçimiyle yaşar, kuşaklar boyu değişmeden gelmiştir.
Örnek Cümleler
- Ağır bir ameliyattan sonra günlerce acı çekti, geceleri gözüne uyku girmedi.
- Evladını kaybeden anne yıllarca içten içe acı çekti, kimseye belli etmedi.
- Diş ağrısından o kadar acı çekti ki sabahı zor etti.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Bedende duyulan ağrıyı ve derin üzüntüyü karşılar. İkisi de aynı sözcükle anılır; ayrımı cümledeki sebep yapar. Yara ya da hastalık anılıyorsa birinci, kayıp ya da ayrılık anılıyorsa ikinci anlam geçerlidir.
Nesne olarak durur ve belirtme eki almaz. Acıyı çekmek dendiğinde belli bir sızıdan söz edilir; acı çekmek ise durumu genel olarak adlandırır. Ek kalıbı daraltır, bu yüzden kalıpta yalın biçim yerleşmiştir.
Kurulabilir; kaynak yalnız ağrı, sızı duymak der, bir ölçü koymaz. Kalıp çoğu kez kişiyi yoran, iz bırakan bir sıkıntı için seçilir; küçük bir ağrıda canı yandı demek daha yakın düşer. Yine de anlık bir sızı için kurulması yanlış sayılmaz.