Atasözü

Arife Günü Yalan Söyleyenin (oruç Yiyenin) Bayram Günü Yüzü Kara Çıkar (olur) Ne Demek?

Anlamı

bir sözün yalan olduğu çabuk anlaşılır ve söyleyen toplum içinde utanılacak bir duruma düşer.

Detaylı Açıklama

Arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar atasözü, bir sözün yalan olduğunun çabuk anlaşılacağını ve söyleyenin toplum içinde utanılacak duruma düşeceğini anlatır. Arife ile bayram arasındaki süre kısacıktır; söz bu yakınlığı ölçü alarak yalanın çok geçmeden ortaya çıkacağını bildirir. Yüzü kara çıkmak ise utanç içinde kalmak demektir. Atasözü bir uyarı olarak söylenir: yalan söyleme, çünkü saklanacak vakit bile yoktur. Bir inkârın, uydurulan bir mazeretin ya da tutulmayacak bir vaadin kısa sürede ortaya çıkması bu sözle anlatılabilir. İçinde toplum önünde küçük düşme korkusu vardır; ceza dışarıdan değil, çevrenin bakışından gelir. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar atasözü de aynı gözlemi dile getirir; ikisinde de yalanın ömrü kısadır.

Örnek Cümleler

  1. Bugün inkâr etti ama yarın anlaşılır; arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar.
  2. Müşteriye malın yeni olduğunu söyledi, ertesi gün eski faturası ortaya çıktı; arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar.
  3. Kendini kurtardığını sandı, iki gün sonra hepsi ortaya döküldü; arife günü yalan söyleyenin bayram günü yüzü kara çıkar.

Diğer Atasözleri ve Deyimler

Sıkça Sorulan Sorular

Yalan çabuk anlaşılır, söyleyen de utanılacak duruma düşer. Söz sıfat-fiille kurulur: yalan söyleyenin denir. Özne bir adla değil, bir davranışla gösterilir; yalan söyleyen herkes bu hükmün kapsamına girer.

Utanç içinde kalmak, toplum önünde küçük düşmek demektir. Ceza dışarıdan gelen bir yaptırım değildir; çevrenin bakışı ve el âlemin bilmesi başlı başına bir karşılık sayılır. Yüz ağartmak, yüzü kızarmak gibi sözler de onuru ve utancı yüz üzerinden anlatır.

İki durumda kurulur: bir yalan açığa çıktıktan sonra olanı yorumlamak için ya da inkâra kalkışan birine önceden seslenmek için. İlkinde söz bir hükümdür, ikincisinde bir öğüt. Kalıbın kendisi iki durumda da değişmez.