Anlamı
1) bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak; 2) bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak:
'Ne dediği bilinmez, anlaşılmaz, kapalı kutu şiirleri öpüp başımıza koymak lazım geliyor.' -R. H. Karay.
Detaylı Açıklama
Öpüp başına koymak deyimi, halk dilinde iki anlamı bir arada taşır. Birinci anlamda dini ve manevi saygı göstergesi olarak Kuran'ı, ekmek parçasını, su bardağını, akrabadan gelen mektubu öpüp başa götürmek hareketini anlatır. İkinci anlamda ise verilen küçük şeye, azar zama, sembolik teşekküre gönülden razı olmak anlamı taşır. Söz çoğunlukla ironik bir tonla kullanılır; insan hak ettiğinden azını alıp da memnun gibi davranıyorsa bu kalıpla resmedilir. Tüm yıl çalışıp az ikramiye alıp memnun olan emekçi, hak ettiği terfi yerine teşekkür belgesi alan memur, beklediği övgü yerine kuru bir tebrik alan çalışan, hak ettiği destekten yalnızca sembolik destek alan girişimci bu kalıbın canlı figürleridir gerçekten halk dilinde derin yer eder.
Öpüp Başına Koymak Cümle İçinde Nasıl Kullanılır?
- Tüm yıl çalışıp yıl sonunda küçük bir ikramiye alan dayım eve gelirken öpüp başına koydu diyerek alaylı bir biçimde gülümsedi, bekledikleriyle aldıkları arasındaki fark belirgindi.
- Hak ettiği terfi yerine sadece teşekkür belgesi alan kıdemli memur akşam evde eşine öpüp başıma koydum diyerek alay etti, sembolik takdir gerçek hakkı karşılamıyordu maalesef.
- Dindar dedem akşam yemeği masasında ekmeği eline alır öpüp başına koyduktan sonra paylaşmaya başlardı, ailedeki herkes bu geleneksel saygı ritüelini sessizce izlerdi içtenlikle.
Kökeni ve Hikayesi
Türk geleneksel saygı ritüellerinden gelir; dini ve manevi nesnelere yapılan öpme ve başa götürme hareketi halk diline kalıp olarak yansımıştır.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Türk geleneksel ve dini kültüründe kutsal sayılan nesnelere saygı göstermek için onları öpüp başa götürmek bir ritüeldir; Kuran sayfası, ekmek parçası, su bardağı, akraba mektubu, eski el yazması gibi nesneler bu saygıyı görür. Halk dili bu somut ritüelin sözel bir kalıbını saklamış; söz duyulduğunda hem manevi hem ahlaki bir saygı atmosferi hemen hissedilir gerçekten.
Söz ikinci anlamda ironik bir tonla kullanılır; kişi hak ettiğinden azını alıp da sanki büyük bir nimet gibi memnun davranıyorsa bu sözle hafifçe alay edilir. Söyleyenin niyeti aslında durumun yetersizliğine dikkat çekmektir; karşı taraf da bunu anlar. Halk dili böylece sözel mizah ile sosyal eleştiriyi bir arada sunar; söz iki anlam katmanı arasında esnek hareket eder gerçekten.
Dini saygı sahnesi gerçek bir minnet ve saygı eylemidir; mecazi kullanım ise sahte bir minnet sahnesini tasvir eder. Halk dili gerçek bir saygı kalıbını sahte saygıya dönüştürerek ironi yapar. Söz duyulduğunda bağlamdan hangi anlamın geçerli olduğu anlaşılır. Türkçenin nüans zenginliği aynı kalıpta hem gerçek hem alay barındırır gerçekten oldukça akıllıca.