Anlamı
varlıklı olmayan kimsenin yardım veya armağan olarak az şey vermesi büyük fedakârlıktır, varlıklı kimsenin vereceği armağan ve yardımlar fedakârlık sayılmaz.
Detaylı Açıklama
Bu atasözü, varlıklı olmayan kimsenin az bir şey vermesinin büyük fedakârlık olduğunu, varlıklı kimsenin verdiğinin ise fedakârlık sayılmadığını söyler. İki yarı karşılıklı kurulmuştur: biri candan, öteki maldan verir. Atasözü verilenin miktarına değil, verenin elinde kalana bakar. İki yarı da aynı fiile bağlanır; değişen yalnız verenin elindeki ve verdiğinin ona oranıdır. Atasözü bir ölçü verir, bir suçlama getirmez. Yardımın ulaştığı yerde miktar önemlidir; atasözü bunu tartışmaz, veren tarafa bakar. Verilen şey para olabilir, emek olabilir, bir lokma olabilir; atasözü hepsini aynı ölçüyle tartar. Ölçü verilen değil, vazgeçilendir. Söz iki vereni yan yana koyduğu için bir karşılaştırma cümlesi gibi de okunur. Kimin ne verdiği ve elinde ne kaldığı cümlede anlatılır.
Örnek Cümleler
- Emekli komşu üç kuruşunu ayırdı; az veren candan, çok veren maldan derler.
- Fabrikanın bağışı büyüktü ama az veren candan, çok veren maldan; teyzenin bileziği daha ağır bastı.
- Az veren candan, çok veren maldan; elindeki son ekmeği bölüp verdi.
Diğer Atasözleri ve Deyimler
Sıkça Sorulan Sorular
Candan vermek, elindeki azdan ayırmaktır; veren kişi kendi payından vazgeçmiş olur. Maldan vermek ise çoktan ayırmaktır, verenin günlük hayatı bundan etkilenmez. Atasözü ikisini aynı kefeye koymaz, ayrı tartar.
Yermez; verdiğini de yok saymaz. Yalnız iki vermenin aynı ağırlıkta olmadığını söyler. Varlıklı kişinin bağışı yerine ulaşır, ama ondan vazgeçmek elindekini azaltmaz; atasözünün ölçüsü de buradan çıkar.
Yardım, bağış, sadaka ve armağan konuşulurken duyulur; küçük bir katkının küçümsendiği yerde savunma olarak kurulur. Söyleyen çoğu kez veren kişinin yanındadır ve onun elinden çıkanı hatırlatmak ister.