Anlamı
bir şeyi uzun süre elde edemeyen kimse, daha sonra o şeyden ne kadar çok edinirse edinsin yine kendisine yetmeyeceği kanısında bulunur.
Detaylı Açıklama
Bu atasözü, uzun süre bir şeye erişememiş kişinin o şey eline geçtiğinde bile yine yetmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu anlatır. Aç kalan, doyduğuna kolay inanmaz; susayan da kandığına hemen güvenmez. Çünkü yoksunluk yalnız bedeni değil, zihni de etkiler. İnsan uzun süren eksiklikten sonra bollukla karşılaşsa bile içinde bir yetersizlik duygusu kalabilir. Bu nedenle atasözü, ihtiyaç duygusunun psikolojik tarafına işaret eder. Geçmişteki kıtlık ya da mahrumiyet, sonraki dönemde güven duygusunu zayıflatabilir. Kişi elindekine rağmen hâlâ yetmeyecekmiş gibi hisseder. Söz hem açlık ve susuzluk gibi temel ihtiyaçlar üzerinden hem de para, sevgi, ilgi, güven gibi alanlarda mecazlı biçimde kullanılabilir. Yoksunluk insanda yalnız eksiklik değil, doymayacakmış korkusu da üretir. Bu atasözü, ihtiyacın insan ruhunda bıraktığı izi çok sade ama güçlü bir gözlemle anlatır. Doymak bazen sadece mideyle değil, zihinle de ilgilidir.
Örnek Cümleler
- Yıllarca yokluk çeken adam şimdi de elindekini az buluyor; acıkan doymam sanır, susayan kanmam sanır.
- Kırk yıl kirada oturan adam ev sahibi olunca bile içi rahat etmedi; acıkan doymam sanır, susayan kanmam sanır.
- Bir şeye uzun süre ulaşamayan kişi sonradan bile rahatlayamayabilir; acıkan doymam sanır, susayan kanmam sanır.
Diğer Atasözleri ve Deyimler
Sıkça Sorulan Sorular
İki olumsuz yargıyı kişilerin kendi ağzına koyar. Birinci kişi çekimi araya girer; söz onların ne düşündüğünü doğrudan aktarır. İki sözcük sesçe de eşlenir ve aynı ekle biter, uyak buradan doğar.
Adlarıyla değil, o anki hâlleriyle adlandırılır; ikisi de sıfat-fiildir. Kim oldukları sorulmaz, ne yaşadıkları söylenir. Yapı böylece yargıyı bir kişiye değil, o duruma düşen herkese bağlar. Adları anılsaydı söz tek bir olaya daralırdı.
Söylenmez; uzun süre yoksun kalınan her şey aynı yere girer. Para, ilgi, güven ya da saygı için de kurulur. Atasözü iki temel ihtiyaçtan konuşur ama yargısını onlarla sınırlamaz; ölçü yoksunluğun süresidir.