Anlamı
1) çarpma, vurma vb. sonucu acı duymak:
'Şaşkınlığından bir kestane yığınına çarptı, canı acıyordu.' -S. F. Abasıyanık. 2) üzülmek, rahatsız olmak.
Detaylı Açıklama
Bu deyim iki farklı ama yakın duygusal alanda yaşar. Birinci anlamında çarpma, vurma, kesilme ya da bedene gelen bir etki sonrası hissedilen fiziksel acıyı anlatır. İkinci anlamında ise insanın içinin sızlaması, üzülmesi, rahatsız olması ya da bir şeye kıyamaması söz konusudur. Bu nedenle söz hem bedensel hem duygusal duyarlılığı ifade eder. Gündelik konuşmada çok yaygın olmasının nedeni de budur; küçük bir çarpmanın ardından da söylenir, yoksul birini görünce duyulan iç acısında da. Deyim, acının yalnız bedende olmadığını gösterir. Bu yönüyle insanın hem tenini hem vicdanını ilgilendiren bir anlatım taşır. Aynı sözle iki acı alanının birleşebilmesi onu günlük dilde daha güçlü kılar. Böylece bedenle duygunun birbirinden kopmadığını sezdirir.
Örnek Cümleler
- İş arkadaşı olan biteni "canı acımak" sözleriyle özetledi.
- Esnaf bu duruma çoktan "canı acımak" demeye başlamıştı.
- Patron toplantıda "canı acımak" diye sitem etti.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Çünkü Türkçede 'can' yalnızca beden değil, insanın iç dünyasıyla da ilişkilidir. Bu yüzden söz hem fiziksel sızı hem de iç acısını taşıyabilir.
İkisi de yaygındır. Çocukların küçük kazalarında fiziksel anlamı çok sık duyulur; toplumsal ya da duygusal olaylarda ise mecazlı anlamı öne çıkar.
Çünkü acıyı bağırarak değil, daha içten ve kişisel bir his gibi anlatır. Bu da ifadeye sıcak ve insani bir ton kazandırır.