Anlamı
1) damgalamak:
'Nuri Usta, sanki çırılçıplakmış da derisine kızgın demirle damga vuruluyormuş gibi irkildi.' -N. Hikmet. 2) mec. iz bırakmak:
'Belli semtler, yüzyıllar boyu, oraların sakinlerine belli bir damga vurmuş gibidirler.' -H. Taner.
Detaylı Açıklama
Damga vurmak, temel anlamıyla damgalamak demek olsa da Türkçede çok güçlü bir mecaz alanı kazanmıştır. Bir kişi, olay, dönem ya da eser üzerinde belirgin ve kalıcı bir iz bırakmak için kullanılır. Bu nedenle yalnız fiziksel işaretleme değil, bellekte yer eden etkiyi de anlatır. Bir semtin insanı biçimlendirmesi, bir sanatçının çağa yön vermesi ya da bir olayın toplum hafızasında kalıcı iz bırakması bu sözle anlatılabilir. Deyim etkili, baskın ve unutulmaz sonuçlara uygundur. Olumlu ya da olumsuz kullanılabilir; önemli olan iz bırakmanın gücüdür. Kısa, tok ve resim kuran bir ifade olduğu için hem edebî dilde hem gündelik konuşmada güçlü durur. Bir dönemi ötekilerden ayıran baskın etkiyi anlatmak istediğinde özellikle kuvvetli bir seçim olur.
Örnek Cümleler
- O film bütün bir neslin çocukluğuna damga vurdu ve yıllar sonra bile unutulmadı.
- Kasabanın uzun ve sert kışı orada yaşayan insanların karakterine damga vurmuş gibiydi.
- Bu beklenmedik skandal seçim döneminin bütün tartışmalarına ve gündemine damga vurdu.
Diğer Deyimler ve Atasözleri
Sıkça Sorulan Sorular
Çünkü damga, silinmesi zor bir iz fikri içerir. Deyim mecazlaştığında da aynı kuvvet korunur; bir olayın geçici etkiden çıkıp insanlar, dönemler ya da hatıralar üzerinde uzun süre taşınan bir iz bıraktığı anlaşılır.
Hayır, yalnız olumsuzluk için kullanılmaz. Büyük bir sanat eseri, başarılı bir sporcu ya da unutulmaz bir dönem de damga vurabilir. Ortak nokta, etkinin güçlü, ayırt edici ve hafızada kalıcı olmasıdır.
Damga vurmak etkiyi yapan, iz bırakan tarafı anlatır. Damga yemek ise kişinin üzerine kötü bir yargı yapışmasını ifade eder. Biri aktif biçimde iz bırakmaya, diğeri başkasının yargısıyla etiketlenmeye yöneliktir.