Deyim

Naçar Kalmak Ne Demek?

Anlamı

çare, çıkar yol bulamamak:
'Bu eski kafanın nasihatlerinden yıldığı için pek naçar kaldığı anlarda bu kapıyı çalar.' -H. R. Gürpınar.

Detaylı Açıklama

Naçar kalmak, çare ve çıkar yol bulamamak, çaresiz kalmak anlamına gelen bir deyimdir. "Naçar" Farsça kökenli bir kelimedir ve çaresiz, mecbur anlamlarına gelir. Deyim, kişinin karşılaştığı bir sorun veya durum karşısında ne yapacağını bilememesini, hiçbir çözüm yolu bulamamasını ifade eder. Maddi sıkıntılar, duygusal çıkmazlar veya toplumsal baskılar karşısında kişinin aciz kalmasını anlatır. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aktardığı gibi "pek naçar kaldığı anlarda bu kapıyı çalar" cümlesi, son çare olarak başvurulan yerleri betimler. Günümüz Türkçesinde "çaresiz kalmak" daha yaygın kullanılsa da edebiyatta ve yaşlı kuşağın dilinde naçar kalmak hâlâ duyulmaktadır. Farsça kökenli bu ifade, çaresizliğin ağırlığını ve kişinin içinde bulunduğu umutsuz durumu etkileyici biçimde aktarır.

Naçar Kalmak Cümle İçinde Nasıl Kullanılır?

  1. Borcunu ödeyemeyince naçar kalan adam sonunda evini satmak zorunda kaldı.
  2. Fırtına aniden bastırınca naçar kalan balıkçılar en yakın koya sığınmak zorunda kaldı.
  3. Çocuğunun hastalığına çare bulunamayınca naçar kalmış, son çare olarak şifacılara bile başvurmuştu.

Kökeni ve Hikayesi

Farsça "nâ-çâr" (çaresi olmayan) kelimesinden gelir. Osmanlı döneminde Farsça'nın edebi dil üzerindeki güçlü etkisi nedeniyle Türkçeye yerleşmiş ve yüzyıllarca kullanılmıştır. Dil devrimi sonrasında günlük kullanımı azalmış ancak edebi dilde varlığını sürdürmüştür.

Diğer Deyimler ve Atasözleri

Sıkça Sorulan Sorular

"Naçar" Farsça kökenlidir; "na" olumsuzluk eki ve "çare" (çözüm, yol) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Kelime anlamı "çaresi olmayan" demektir. Osmanlı döneminde yaygın olarak kullanılan bu kelime, Türkçeye Farsça'dan geçmiş ve özellikle edebi dilde yerini korumuştur.

Günlük konuşmada kullanımı azalmış, yerini "çaresiz kalmak" ve "çıkış yolu bulamamak" ifadeleri almıştır. Ancak edebiyatta, özellikle tarihî romanlar ve dönem dizilerinde hâlâ kullanılır. Yaşlı kuşağın dilinde ve Anadolu'nun bazı yörelerinde de duyulabilir. Resmi metinlerde tercih edilmez.

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halide Edib Adıvar ve Reşat Nuri Güntekin'in romanlarında sıkça geçer. Osmanlı dönemi İstanbul'unu anlatan eserlerde karakterlerin çaresizliğini betimlerken tercih edilen bir ifadedir. Tanzimat ve Servetifünun dönemi edebiyatında da yaygın biçimde kullanılmıştır.